Peygamberimizin (s.a.v.) emzirilmesi ve süt anneye verilmesi...

Peygamberimizi ilk kim emzirmiştir?Peygamber Efendimizin süt annesi kimdir?Peygamber Efendimiz neden süt anneye verilmiştir?Peygamber (s.a.v.)in süt anneye verilişi...


(Annesinden sonra) Peygamberimizi ilk emziren, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe Hatun’dur. Sonra Halime-i Sa’diyye emzirmiştir.



Rivayet edildi ki, Nebi Sallallahü Aleyhi ve Sellem dünyaya geldiklerinde:

-“Misli için kıymet bulunmayan bu dürr-ü yetimi (emzirmeyi) kim tekeffül eder?” denildi. Kuşlar:

-“Biz tekeffül eder, (emzirilmesini) üstleniriz,” dediler. Vahşi hayvanlar, canavarlar ise:

-“Biz bu işe daha layığız,” dediler. Bunun üzerine Kudret lisânı şöyle nida etti:

-“Şüphesiz Allâh’ü Teâlâ kadim hikmetinde yazdı ki; kerim olan nebisi halime (yumuşak huylu) olan Halime’yi emecektir.

HALİME HATUN ANLATIYOR(süt annesi)

Pek kurak bir senede, Beni Sa’d bin Bekir kabilesi kadınları ile beraber emzirilecek çocuk aramak için Mekke’ye gelmiştim. Zayıf bir merkep ve yaşlı, sütten kesilmiş bir devemizle geldik. Yanımızda da süt emen bir çocuğumuz vardı. Vallahi benim sütüm yetmiyordu. Devemizin memesinden de çocuğa gıda olabilecek bir tek damla bile süt sızmıyordu. Geceleri uyuyarak Mekke’ye geldik.

Vallahi, bizimle gelen bütün kadınlara Rasülüllah arz edilmiş, “O yetimdir.” denilince almaktan kaçınmışlardı. Ben hariç bütün arkadaşlarım emzirecek bir çocuk almış, ama ben ondan başkasını bulamamıştım. Kocama:

-“Vallahi, arkadaşlarımın arasında emzirecek çocuk almadan eli boş dönmek istemiyorum, bu yetimi alacağım.” dedim. Almak üzere gittim. Baktım ki, (ipekten) bir kumaşa sarılmış, kendisinden misk kokusu geliyordu. Sırt üstü yatmış, (mışıl mışıl uyuyordu.) Uykusundan uyarmağa kıyamadım. Elimi göğsüne koyunca gözlerini açtı ve bana bakarak gülümsedi. İki gözünden çıkıp semaya kadar ulaşan nurları gördüm. Gözlerinden öptüm ve sağ mememi verdim. Ondan dilediği kadar emdi. Değiştirip sol mememi verdim, emmedi. Bundan sonra hep sağ memeyi emdi.

Allah Sübhanehü ve Teâlâ adaleti ile kendisinin bir ortağı olduğunu ilham etmiş ve oda sol memeyi süt kardeşine bırakmıştır.



Sonra onu aldım, kocamın yanına vardığım zaman bizi karşılamaya kalktı. Devenin de memeleri sütle dolmuştu. Dedi ki:

-“Ey Halime! Vallahi, mübarek, uğurlu bir insan yavrusu almışsın. Görmez misin ki hayırlı ve bereketli bir gece geçirdik.”

Halime diyor ki:

-“İnsanlar birbirlerine veda ettiler. Ben de Nebi Aleyhisselâm’ın annesi ile vedalaştım. Sonra merkebimize bindim. Muhammed’i de önüme aldım. Merkep Kabe’ye doğru üç defa secde etti. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Sonra öyle bir yürüdü ki, kafiledeki hayvanların hepsinin önüne geçti. Arkamda kalan ve bu duruma şaşıran kadınlar dediler ki:

-“Ey Halime! Bu merkep, gelirken üzerine bindiğim merkep mi? Sen bizimle beraber aç idin. Seni rahatlattı ve öne geçirdi.” Ben de:

-“Evet, Vallahi bu, işte o merkeptir.” dedim. Hayret ettiler ve:

-“Muhakkak bunda şaşılacak bir hal var,” dediler.



Yine Halime Hatun diyor ki:

-“Nihayet, Beni Sa’d yurduna geldik. O zaman yeryüzünde Beni Sa’d toprağı gibi kuraklığa uğramış bir toprak bilmiyorum. Biz onu getirdikten sonra koyunlarım karınları tok ve memeleri sütle dolu olarak eve dönüyordu. Halbuki insanlar, koyunlarının memesinden sağacak ve içecek bir damla süt bulamıyorlardı. Hatta kavmimiz çobanlarına:

-“Siz de davarlarımızı Ebu Züeyb’in kızının çobanlarının otlattığı yerlerde otlatın.” diyorlardı.



Hâşimi (Muhammed) ile erişti Halime

İzzet ve şerefin zirvesinde yüce makama.

Hayvanları çoğaldı, çayır çimenle doldu mahalle,

Bu saadet umumi oldu, tüm Benî Sa’de.



Halime Hatun, Rasülüllah’ın konuşma zamanı gelince ilk önce “Allâh’ü Ekber Kebîrâ, vel hamdü lillâhi kesira, ve sübhânallâhi bükraten ve asîlê” dediğini ifade ediyorlar.



Peygamberimiz gelişip yürüyecek çağa geldiği zaman çıkar, çocukların oyunlarını seyrederdi. Halime Hatun ise uzaklara göndermezdi. Havanın sıcak olduğu bir gün süt kardeşi Şeyma ile beraber koyun otlatmaya çıkmışlar, farkında olmadan uzaklaşmışlardı. Halime aramaya çıktı ve onu kardeşi ile beraber buldu.

-“Bu sıcakta (ne yaptınız)?” dediğinde Şeymâ dedi ki:

-“Kardeşim (Muhammed) hiç sıcaklık hissetmedi. Bir bulut gördüm, onun üzerine gölge oluyordu. (Ne tarafa gitse bulut da beraber gidiyordu.)



Yine Halime Hatun anlatıyor:

Hazreti Muhammed’i sütten kestiğim zaman (iki yaşında) annesine teslim etmek üzere götürdüm. Onunla hasıl olan bereketi gördüğüm için de yanımızda kalmasını çok istiyorduk. Annesiyle konuştuk ve dedik ki:

-“Büyüyünceye kadar yanımızda kalmasına müsaade etmenizi isterim. Ayrıca biz, onun Mekke vebasına yakalanmasından da korkarız.”

Böyle deyince Hazreti Âmine ciğerparesinin bizim yanımızda bir müddet daha kalmasına razı oldu. Biz de onunla birlikte geriye döndük.

Beni Sa’d yurduna dönüşümüzden bir ya da üç ay sonra süt kardeşi ile beraber evimizin arkasında bulunan yeni doğan kuzuların yanına gitmişti. Kardeşi koşarak geldi ve dedi ki:

-“Beyaz elbiseli iki kişi Kureyş’li kardeşimin yanına geldi. Onu yatırıp karnını yardılar.”

Babası ile beraber çıktık. Koşarak yanına gittik. Ayakta, ama rengi atmış bir halde bulduk. Babası boynuna sarıldı ve:

-“Yavrucuğum, sana ne oldu?” diye sordu. Cevaben dedi ki:

-“Beyaz elbiseli iki kişi gelip beni yatırdılar. Karnımı yardılar. Oradan bir şey çıkarıp attılar. Sonra da eski haline getirdiler.”

Muhammed’i alıp beraberce evimize döndük.

Kocam dedi ki:

-“Ey Halime! Ben bu çocuğumun başına bir musibet gelmesinden korkuyorum. Korktuğumuz başımıza gelmeden önce onu ailesine götürüp teslim et.”

Halime Hatun diyor ki:

-“Onunla merkebe binip annesine götürdük. Hazreti Âmine:

-“Çocuğu niçin getirdin? Onu yanında alıkoymayı çok istemiştin.” dedi. Biz de:

-“Başına bir felâket gelmesinden korkuyoruz, dedik ve hadiseyi kendisine haber verdik.” Hazreti Âmine dedi ki:

-“Yoksa ona şeytanın dokunabileceğinden mi korktunuz? Hayır! And olsun ki şeytan, ona dokunmağa hiçbir zaman yol bulamaz. Benim oğlumda büyük bir hâl ve şan vardır.



Aleyhisselâm Efendimiz dört yaşına geldiğinde annesi, sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefât etti. Bunun üzerine amcası Ebu Talib onu himayesine aldı. (18)



Halime Hatun diyor ki:

Habib (Efendimiz) on yaşına geldiğinde benim faziletimi ifade ediyordu. Yirmi yaşında benimle iftihar eder, otuzuna geldiğinde “Kabe’nin Rabbine yemin olsun ki bu benim annemdir.” dedi. Kırk yaşına geldiğinde Arapların ileri gelenlerinin yanında benimle övünürdü. Elli yaşına geldiği zaman kendisini ziyaretimde ridây-ı şerifini altıma sererdi. Altmış üç yaşına gelinceye kadar ben onu, o da beni ziyaret etmeye devam ettik.

Salavâtüllâhi aleyhi ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaiyn.



Rivayete göre:

Rasülüllah Aleyhisselâm on iki yaşına geldiği zaman amcası Ebu Talib ile birlikte Şam’a gitti. Yirmi yaşında iken yanında Ebu Bekir Radıyallâhü Anh olduğu halde ticaret için Şam’a gitti. Yirmi beş yaşına geldiğinde Hatice binti Hüveylid (Radıyallâhü Anha) için ticaret kafilesinde Şam’a tekrar gitti. Yanında Hazreti Hatice’nin kölesi Meysere de vardı. Kırk yaşına geldiği zaman Hazreti Hatice’nin kendisini arz etmesi ile onunla evlendi. (19)

Aleyhisselâm Efendimiz kırk yaşına geldiği zaman ise Allah’ü Teâlâ kendisini âlemlere rahmet ve bütün mahlukata peygamber olarak gönderdi.



DUA



Bizleri Kerim olan Nebi ve Raûf olan Rasül’ün ümmetinden kılan Allah’a hamd olsun. Onu tasdik edip inananlara müjdeler olsun. Onu yalanlayanlara ve münafıklara da yazıklar olsun. Allah’ım, bizlere yakîn elbisesini giydir ve tevfikin ile bizi sabikîyna ilhâk et. Onlar ki; tefekkür aynasında günahları kendilerine göründüğü zaman yataklara yatmazlar, kendi ayıpları başkalarının ayıplarını görmeye mâni olur, Allah zikir edildiği zaman kalpleri ürperir.



Allah’ım! Efendimiz Muhammed Aleyhisselâm’a salât ve selâm et, ki o senin kulun ve Rasül’ündür. Hayır önderi, ümmetin direği, rahmet peygamberidir. Haşimi, Kureyş’li, Arap ve ümmi olan bir nebidir. Sen risâleti onunla mühürledin, kafirlere korku vermek suretiyle ona yardım ettin. Ay’ı onun için ikiye ayırdın, kurtları ve ağaçları konuşturdun. Onun duası ile yağmur damlalarını indirdin. Taşlar ve çöller onun yüzü suyu hürmetine yeşerdi. Büyük korku günündeki vesileyi ve şefaat-i kübrayı ona tahsis ettin. Onun ümmetini ümmetlerin en hayırlısı kıldın. Geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladın. O peygamber ki risâleti tebliğ etti, emaneti edâ etti, ümmetine nasihat etti, gam ve hüznü dağıttı, zulmet ve karanlığı giderdi, hakkıyla cihat etti, ölüm gelinceye kadar sana kulluk yaptı.



Allah’ım! Dünyada zikrini yüceltmek, dinini izhar ve şeriatını ibkâ etmekle onu tâzim et. Ahirette de ümmetine şefaat ettirmek, ecir ve sevabını çoğaltmak, Makamı Mahmud ile faziletini arttırmak, şahid olan mukarrabînin önüne geçirmek suretiyle yücelt.



Allahım! Ona, onun âli, etbâı ve ensârına, sırlar hazinesine, nurlar menşeine, hakkını eda edeceğimiz ve senin razı olacağın şekilde salât ve selâm et.



Allahım! Rasülüne vesileyi ver ve onu Makam-ı Mahmud’a , akd edilen sancağı (livaül hamd), havzı kevseri ver. Enbiyâ-i mürselînden olan kardeşlerine de salât et.



Velhamdü lillâhi Rabbil âlemin
(tefcirut-tesniim fi albin seliim)

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler