Başkalarına sevgiyle yaklaşmak bize neler kazandırır

Başkalarını sevmek bizlere ne kazandırır?Sevginin kazandırdıkları

İlk önce sevgili peygamberimizin sevgi ile ilgili bir kaç hadisi şerifini nakledelim:

* İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız. Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.





Ebu Hureyre Hazretleri Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

Sevdiğin kişiyi ölçülü sev.
Yoksa, bir gün gelir o insan gözünde sevimsizleşir de önceki aşırı muhabbetinden dolayı elemin iyice ziyadeleşir.
Kızdığın kimseye karşı da ölçülü ol ve nefret hissinin önünü kes. Aksi halde, gün döner de o şahıs dostun oluverirse evvelki öfkeli tavırlarının mahcubiyeti seni çok üzer.
(Tirmizi, Birr, 59)

Bir şeyi çok sevmek, insanı o şeye karşı kör ve sağır yapar. Hadis-i Şerif


İnsan sevdiğiyle beraberdir. Hadis-i Şerif



İnsanlar hayata geldikleri ilk andan itibaren kendileriyle birlikte duygularını, düşüncelerini ve hislerini de bir o kadar geliştirmiştir. Özelliklede dinlerin ortaya çıkmasıyla birlikte bu soyut kavramlar daha çok değer kazanmaya ve insanlar üzerinde daha fazla anlaşılmaya ve yorumlanmaya başlanmıştır. Tüm dinleri ortak noktada birleştiren ve tek bir felsefede toplayan duyguların başında şüphesiz sevgi ve merhamet gelmektedir. Sevgi ve merhamet insanların sahip olduğu ve inançlarımızla daha çok pekiştirdiğimiz duygularımızdandır.

Tarihe dönüp baktığımızda tüm bilinen dinlerde peygamberlerin öğütlerinin başında merhamet ve sevgi ilkesi vardır. Yaratanın da bizden istediği iyi , düzgün, ahlaklı ve adil bir kul olmanın başında insanlara sevgi ve merhametle yaklaşma gelir. Peki bu kadar önemli ve değerli bu duyguları incelersek ne gibi bilgilerle karşılaşırız. İlk olarak “sevgi” ibaresini ele alalım. Sevinin tanımını yapacak olursak en basit olarak bir gönül bağı diyebiliriz sevgiye. İnsanlar annelerini, babalarını, kardeşlerini ve çevresinde gördüğü bir hayvanı veyahut bir nesneyi bile sevebilir. Peki sevmek insana ne kazandırır, yada biz neden severiz.

Sevgiye bir örnek göstermek gerekirse buna en mutabıkı annenin evladına duyduğu sevgidir ki bu sevgi en saf ve en yalın bir şekilde tamamıyla karşılıksızdır. Peki bir anne neden evladını bu kadar sever, neden yeri geldiğinde evladı için ölümü bile göze alır, yada biz neden annemizi severiz, belki de onunda bizi sevdiğin içindir bu.

Kim ki birini severse şüphesiz insanlarda onu sever. Çünkü seven insanlardan zarar gelmeyeceğini herkes bilir, seven insan sevgiyi ruhunda hissedendir, seven insan merhamet, şefkat taşıyan ve karşısındakine şefkatle yaklaşmasını bilen, ona da sevgiyi aşılayandır.

Sevgi bir hazine ise merhamet onun kapısıdır, ve bu kapının anahtarını ise şefkat oluşturur. Sevgiye ulaşmadan önce merhameti iyi bilmek gerekir, çünkü sevgi merhametin, acıma duygusunun bir getirisi gibidir. Zaten merhameti olmayan bir insan nasıl birini sevebilir ki.

Merhamet kapısına geldiğimizde ise onu açacak anahtara, yani şefkate ihtiyacımız olacaktır. Küçük bir bebek düşünün, sevgiye ve birinin sıcaklığına muhtaç ağlamakta olan bir bebek. Onu gördüğümüzde ona karşı merhamet duyarız, ve ardından ağlamaması için onu kucağımıza alır ve sıcaklık gösteririz, yani şefkat gösteririz. Kısaca şefkat merhametin getirdiği bir duygudur. Merhametten hemen sonra hissedilen en güzel duygularımızdandır şefkat.

İşte tüm bu kavramlar aslında bir hazinenin haritasını oluşturur ki, o da sevgidir. Sevgi o kadar muazzam bir duygudur ki, içinde tüm güzellikleri, tüm saf duyguları, tüm içtenliği ve sıcaklığı barındırır. Bu yüzdendir ki bizim sahip olduklarımızın başında da sevmek sevilmek vardır.

Evet biz severiz, annemizi, evet biz severiz insanları, evet biz severiz güzellikleri ve bizi sevenleri, ama biz yine severiz merhameti şefkati. Neden, çünkü biz insanız, çünkü biz sevginin ve şefkatin ne demek olduğunu bilen, çevremizde yardıma muhtaç birini gördüğümüzde içimiz parçalanan, kimsesiz küçük bir çocuk gördüğümüzde ona sarılan, şefkat gösteren, sevgiye karşılık verilmesini bile hesaba katmadan tüm bunları yapabilen ve diğer insanlara da aşılayabilen biriyiz. Sevginin büyümesi, merhametin yayılması, şefkatin artmasıdır bizim isteğimiz, ve herkes şunu bilir ki sevgi paylaştıkça çoğalır. Siz birine sevgiyle yaklaşırsanız o da bir başkasına sizin verdiğiniz sevginin hazzıyla yaklaşır. Sonuç olarak sevgi çoğalır gider uzaklara. Siz birine tebessümle yaklaşırsanız o da diğerine, o da diğerine derken belki de hayatınızda hiç görmeyeceğiniz insanlara bile faydalı bir iş yapmış olur ve belki de giderek yok olan insanlar arasındaki hoşgörüyü, merhameti hala unutmadığımızı ve hala içimizde diri tuttuğumuzu kanıtlarız.

Günümüz dünyasına baktığımızda bir insanın bize tebessüm etmesine bir hatır sormasına bazen çok şaşırabiliyoruz. Ne kadar utanç verici bir şey yıllar önce unuttuğumuz insanî duygularımızı bize bir başkasının hatırlatıyor olması. Demek bu kadar zormuş dedirtiyor bazen yaşadıklarımız, ne kadar uzun zaman olmuş birinin bize güler yüzle yaklaşması, ne kadar da güzelmiş bu bakışlar bu tebessüm.

Hiç yıllardır görmediğiniz bir dostunuzu gördüğünüzde gözlerinizin dolduğu oldu mu? Eminim ki olmuştur. O dostumuza önce sıkı sıkı sarılır ve sevgiyle karşılarız kendisini değil mi? Farz edin ki yıllar önce kaybettiğimiz duygularımız bizim dostumuz, bizi tekrar yıllardan sonra ziyarete gelmiş, önce ona sıkı sıkı sarılın, sonra sevgiyle karşılayın onu, ama en önemlisi de, yıllardan sonra yakaladığınız bu dostunuzu siz siz olun sakın bırakmayın, eve buyur edin, bırakın da o da sizinle yaşasın, izin verinde yüreğinize tekrar yerleşsin, yıllar önce çekip giden o dostumuzun içimizdeki yerinin daima kendisinin olduğunu hissettirin, ve siz de hissedin.

Evet, şimdi ise “merhamet”i açıklayalım. Nedir sizce merhamet, acıma duygusu mu, yüreğimizde hissettiğimiz burukluk mu, yoksa affetmek mi?

Küçük bir kardeşiniz olduğunu varsayın, sizin en çok sevdiğiniz bir hediyenizi kırdığını düşünün. O hediyeyi de size sevgiliniz vermiş olsun. O kadar üzülüyorsunuz ki kırılmış parçalarını gördüğünüzde, hemen kimin kırdığını araştırıyorsunuz ve bakıyorsunuz ki bunu sizin küçük kardeşiniz yapmış. Hiddetle varıyorsunuz yanına, bağırmaya çağırmaya başlıyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz ki, küçük kardeşiniz yatağının üzerinde başını dizlerine kapamış ağlıyor, iç çeke çeke ağlıyor. Sonra bir eziklik hissediyorsunuz içinizde, ne yaptım ben diyorsunuz, bir suçluluk bir vicdan azabı çekmeye başlıyorsunuz. Yanına oturuyorsunuz kardeşinizin, o hala iç çeke çeke ağlamayı sürdürüyor tabi. Birkaç teselli söz söylüyor, kendinize bakmasını istiyorsunuz. O küçük kardeşiniz başını kaldırıp size bakıyor, gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, o küçücük yanakları gözyaşlarına bulanmış. Sonra kardeşinizin güldüğü zamanları hatırlıyorsunuz, gülmenin, tebessümün ona ne kadar yakıştığını anlıyorsunuz, ve tekrar parçalanıyor içiniz.

Sizce bu nedir, neden vicdan azabı çektik bunları okuyunca, içinizde bazı duyguların kabardığını hissettiniz mi, eğer hissettiyseniz siz merhametli birisinizdir, işte merhamette budur. Eğer vicdan azabı çekebiliyorsanız, bu sizin vicdan sahibi olduğunuz anlamına gelir, ama bu vicdan azabı çekmek merhamet sahibi insanların en alt kademesinde olduğunuzu gösterir. Neden mi? Çünkü siz zamanında merhamet gösteremediğiniz için vicdan azabı çekiyorsunuzdur. Yapacağınız bir hareketi düşünerek ve de sonuçlarını anlayarak yapmamışsanız vicdan azabı çekmeniz muhakkaktır.

Bu yüzdendir ki asıl merhamet sahiplerinin hayatında vicdan azabı yoktur, ama hangimiz bu kadar mükemmeliz ki. Biz ancak bir musibetle karşılaştıktan sonra anlarız merhametin ne demek olduğunu. Ancak o zaman insan olmanın getirdiği sorumlulukların farkına varır ve o zaman anlamaya çalışırız onları, yani merhamete muhtaç olanları.

Siz siz olun merhamet duygunuzu hiç unutmayın, emin olun vicdan azabı çekmek bir merhamet göstermekten daha da zordur. Pişmanlık yiyip bitirirken insanı, bir merhamette bulunmak yüceltir sizleri, insanlığınızın farkına varmanızı sağlar. Hayatta umarım her zaman merhametli insanlarla karşılaşırsınız, yani vicdan azabını en az çekmiş olanlarla.

Sıra geldi şefkate. Peki şefkatin tanımını nasıl yaparız. Bir bakalım, şefkat, merhamet duygumuzu hissettiğimiz anda yaptığımız davranışımız olabilir örneğin, yada şefkat yardıma muhtaç biri - ki bu insan yada diğer canlılar da olabilir – içinde yapabileceklerimizi yapmaktır. Bunu da bir hikayeyle açıklamaya çalışırsak:

Düşününki mahallenizde en çok sevilen insanlardan biri ölüyor, ve ölen bu kişinin de küçük bir çocuğu var, annesinin ölümünün ardından yetim kalıyor. Babası da olmayan biri. Sonra bunu dayısının yanına aldığını duyuyorsunuz. Bir gün o çocuğu yolda dayısıyla görüyorsunuz, yüzünde yara izleri oluşmuş, başını öne eğmiş, masum bir şekilde yürüyor. Sonra duyuyorsunuz ki dayısı ona üvey evlat muamelesi yapıp her gün dövüyor ve bazen aç bırakıyormuş. Önce acıyorsunuz ona, sonra bir gün parkta görüyorsunuz onu, tek başına bankta otururken. Gidiyorsunuz yanına bakıyorsunuz ki ellerini yüzüne kapamış ağlıyor. Yanına gidiyorsunuz ve bakıyorsunuz ki, burnu kanıyor yüzünde kan izleri var, dayısı yine dövmüş. Hemen sarılıyorsunuz ona, onun bir annesi bir babasıymış gibi.

Burada bizim yaptığımız nedir, o küçük çocuğa şefkat göstermektir. Bilmem fark ettiniz mi, önce merhamet duygumuz kabarıyor ve ardından şefkat geliyor, ama her şeyin başında ise sevgi geliyor. Çünkü biz sevdiğimiz insanlara üzülürüz, sevmediklerimizle pek ilgilenmeyiz bile. Bu bize neyi gösteriyor biliyor musunuz, ne kadar çok insan sizi severse o kadar merhamet, o kadar şefkat ve bir o kadar da yardım görür, bir o kadar sevgiyi ve insanlığı yaşarsınız.

Kısaca toparlayacak olursak sevgi bir insanın sahip olduğu en yüce, en değerli duygusudur. Sevgi sermaye istemez, sevgi yaşanması en kolay, en güzel duygudur. Sevin ki, sevilin, merhamet edin ki, size de merhamet etsinler, insanlara şefkatle yaklaşın ki, onlardan da şefkat bekleyebilesiniz.

Sevgi o kadar mukaddestir ki, mevki konum tanımaz, sevginin dini, ırkı, sınıfı olmaz. Mevlana’nın bir sözü vardır:

“Sevgiden ölüler dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Sevgiden bakırlar altın kesilir”

İşte sevgi böyle bir şeydir. Sevmekten hiçbir zaman kaçmayalım, onun peşinden koşalım, çünkü sevgiden sevmekten kötülük gelmez, sevgi saflığın, merhametin bir işaretidir de, ve sevgiyi hiçbir zaman kötüye kullanmayalım. Sevgi o kadar temiz bir duygudur ki insanlığa bahşedilen, sakın ola ki bunu kötü şeylerle gölgelemeyin. Sevgiyi, merhameti, şefkati sadece insanlara faydalı olmak için kullanalım.

Varlığını içimizde hala hissedebiliyorken sevginin, hala yardıma muhtaç bir insanı görebiliyorsa gözlerimiz, uzatabiliyorsak ellerimizi her şeye rağmen sevdiklerimize, işte o zaman bunun değerini bilelim. Çünkü bazen hayatta sahip olduklarımızın değerini çok geç anlayabiliyoruz. Siz farkına varmışken sahip olduklarınıza bunu kullanın, bizim için, kendiniz için, tüm insanlık için kullanın

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler