Sarhoş İken Yapılan Talak Geçerli Olur mu?

Sarhoşun boşaması geçerlimidir?Sorhoşken verilen talak geçerli olur mu?Sarhoş karısını boşarsa hüküm nedir?

Sarhoş olarak hanımına talak veren (boşayan)kimsenin bu talakının geçerli olup olmadığı konusunda fatklı görüşler vardır ve bu görüşlern hepside delillere dayanır.
Sarhoşun talakı hakkında, Allah Teâlâ: "Ey iman edenler, ne söylediği­nizi bilinceye kadar, sarhoşken namaza yaklaşmayınız.""[791] buyurmakta ve sarhoşun sözüne itibar edilmeyeceğini belirtmektedir. Çünkü ne söylediğini bilmemektedir. Hz. Peygamber'den (s.a.) de zina itirafında bulunan bir kim­senin, itirafının dikkate alınıp alınmaması için ağzını koklamalarını emretti­ği sahih olarak bilinmektedir.

Sahih-i Buhar?de Hz. Hamza kıssasında anlatılır: Hz. Ali'nin iki deve­sini (hörgücünden) kesmiş (ve ciğerinden kesip almıştı). Hz. Peygamber onun yanma geldi ve onu kınayarak tepesine dikildi. Hz. Hamza gözünü kaldırdı ve bakışlarını efendimize dikti. Sarhoştu. Sonra "Siz benim babamın sadece birer uşakları değil misiniz?" dedi. Hz. Peygamber (s.a.) derhal geri dön­dü[792]' Eğer bu sözü sarhoş değil de, aklı başında biri söylemiş olsaydı, irti-dad ve kâfirlik olu. Ju. Buna rağmen Hz. Peygamber, Hz. Hamza'yı muaha-ze etmemişti.

Hz. Osman'ın, "Delinin ve sarhoşun talâkı yoktur." dediği sabittir. Bunu İbn Ebî Şeybe, Vekî—İbn Ebî Zi'b—Zührî—Eban b. Osman—babası Osman, senediyle rivayet etmiştir.[793]

Atâ: "Sarhoşun talâkı caiz değildir." demiştir. Oğlu, Tâvus'tan: "Sar­hoşun talâkı caiz değildir." dediğini nakleder.[794] Kasım b. Muhammed de aym şeyi söylemiştir.

Sahih bir rivayete göre, Ömer b. Abdülaziz'e karısını boşayan bir sar­hoş getirilmişti. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah adına, aklı başında iken boşamadığına dair yemin ettirdi. O da etti.- Karısını geri verdi ve kendi­sine had (içki cezası) uyguladı.[795]

Bu görüş, Yahya b. Saîd el-Ensarî, Humeyd b. Abdurrahman, Rebîa, Leys b. Sa'd, Abdullah b. el-Hasan, îshak b. Râhûyeh, Ebu Sevr ve iki kav­linden birinde Şafiî gibi âlimlerin görüşleridir. Şâfiîlerden el-Müzenî ve di­ğerlerinin tercihi de böyledir. Rivayetlerden birinde İmam Ahmed de bu gö­rüşü benimsemiştir. İmam Ahmed'in bu konudaki görüşü bu şekilde netleş­miş, diğer rivayetlerde belirtilen görüşlerinden rücû etmiştir. Ebu Tâlib riva­yetinde şöyle demiştir: "Talâkla emretmeyen kimse sadece bir haslet getir­miştir. Talâkla emreden kimse ise iki haslet getirmiştir: Kadını kocasına ha­ram kılmış, başkaları için de helâl kılmıştır. Bu (birinci) bundan hayırlıdır. Ben tümden sakınırım." Meymûnî rivayetinde ise: "Ben sarhoşun talâkı ca­izdir, diyorudum. Ama sonradan anhdım ki, talâkı caiz delildir. Çünkü şa­yet sarhoş ikrarda bulunsa bu onu bağlamıyor. Satsa satışı caiz olmuyor. Ama işlediği cinayetlerden dolayı onu sorumlu tutarım. Bunun dışındakilere ge­lince, onu başlamaz." demektedir. Ebu Bekir Abdülaziz ise: "Ben bu görüşle amel ediyorum. Bütün Zahirîlerin görüşleri de böyledir. Hanefilerden, Ebu Cafer et-Tahavî, Ebu'l-Hasan el-Kerhî de bu görüşü tercih etmişlerdir." der.

Sarhoşun talâkının geçerli olduğunu söyleyenlerin yedi dayanaklan vardır:

1) Sarhoş mükelleftir. Bu yüzdendir ki işlediği cinayetten sorumludur.

2) Talâkın, sarhoş aleyhine geçerli sayılması ona bir cezadır.

3) Boşama sözüne talâkın tertibi, hükümlerin sebeplerine bağlanması ka­olindendir. Bunda sarhoşluğun bir etkisi oJmaz.

4) Sahabe, sözleri konusunda sarhoşu ayık gibi kabul etmişlerdir. Çün­kü onlar: "İçtiği zaman sarhoş olur, sarhoş olunca, hezeyanda bulunur. He­zeyanda bulununca iftira eder. İftiranın cezası da seksen değnektir." demiş­lerdir.

5) 'Talâkta kaylûle yoktur" hadisidir. Daha önce geçti.

6) "Bunağın talâkı hariç, her talâk caizdir" hadisidir. Bu da geçti.

7) Ashab, sarhoşun talâkını geçerli saymıştır. Ebu Ubeyd, Hz. Ömer ve Muâviye'den, bir başkası İbn Abbas'tan bunu rivayet etmişlerdir. Ebu Ubeyd, Yezîd b. Harun—Cerîr b. Hâzim—Zübeyr b. el-Hâris—Ebu Lebîd senediyle rivayet eder: Bir adam sarhoşken karısını boşamıştı. Hz. Ömer'e durumu in­tikal ettirildi. Aleyhine dört kadın şahitlik yaptı. Hz. Ömer de onları ayır­dı[796] Yine o (Ebu Ubeyd), İbn Ebî Meryem—Nâfi' b. Yezîd—Cafer b. Rebîa—İbn Şihâb—Saîd b. el-Müseyyeb senediyle Muâviye'nin, sarhoşun ta­lâkını geçerli kabul ettiğini rivayet eder.[797]

Delil olarak kullandıklarının tamamı budur. Bunların içinde delil ola­rak asla bir şey yoktur.

Birinci dayanaklan olan, sarhoşun mükellef olduğu yaklaşımı bâtıldır. Çünkü teklif şartının akıl olduğuna dair icmâ' vardır. Ne dediğini bilmeyen kimse mükellef değildir.

Mükellef olduğunu kabul etsek bile, tehdit neticesinde veya şarap oldu­ğunu bilmeden içmesi ve sarhoş olması durumunda da talâkının vâki olması gerekir. Halbuki onlar da bu görüşte değillerdir.

Âyetteki hitap, hitabı anlayanlara ya da ayıklara yönelik olmalıdır. Bu, namaz kılmak istediğinde sarhoş olmayı yasaklamayı içerir. Akıl edemeyen kimseler ise ne emrolunurlar, ne de yasaklanırlar.

Cinayetleri ile yükümlü olmasına gelince; bu, üzerinde ittifak edilen bir konu değildir. Osman el-Bettî; "Sarhoşun ne akdi, ne bir satışı onu bağla­maz. Sadece içki cezasından başka üzerine başka bir ceza da gerekmez." de­miştir. Bu İmam Ahmed'in iki rivayetten birindeki görüşüdür ve ona göre, sarhoş akıl şartı aranan her fiilde deli hükmündedir.

Sarhoşun sözlerini değil de fillerini dikkate alanlar iki noktayı ayırmış­lardır:

1) Fiillerini itibara almamakta, kısasın ortadan kaldırılmasına götüre­cek bir zerîa (yol) vardır. Çünkü bir başkasını öldürmek veya zina, hırsızlık, yol kesme gibi cinayetleri işlemek isteyen kimseler sarhoş olacaklar ve bunla­rı yapacaklar, (sonra da bunlara sadece içki cezası uygulanacaktır.) Bu suç­lardan sadece birini yapan kimseye had uygulanırken, bir de sarhoşlukla işle­diği cinayeti katmerleştiği halde nasıl had düşer?! Bu netice şer'î kaidelerin ve usûlün asla kabul edemeyeceği bir durumdur. Nitekim İmam Ahmed, böyle diyen kimseleri yadırgayarak şöyle demiştir: "Sarhoşun talâkının caiz olma­yacağı görüşünde olan bazıları "Sarhoş bir cinayet veya haddi gerektiren bir suç işlese, orucu namazı terketse, o cinnet geçiren bir kimsenin ve delinin du­rumunda sayılır." şeklinde yanlış bir zanna kapılmışlardır. Bu kötü tyr sözdür.

2) Sarhoşun sözlerini hükümsüz saymada bir mefsedet yoktur. Zira akh olmayandan çıkan mücerred sözlerin bir zararı olmaz. Ama fililer öyle değil­dir. Zira fililer işlendiğinde ortaya çıkan zararın kaldırılması mümkün değil­dir. Dolayısıyla sarhoşun fiillerini hükümsüz saymak sözlerinin aksine tam bir zarar ve yaygın bir fesada sebep olacaktır. Eğer bu iki fark gerçekse, o zaman sözlerini fiillerine katarak aynı hükme tâbi tutmak mümkün olmaya­caktır. Eğer gerçek değillerse, o zaman sözleri ile fiillerini eşit tutmak gereke­cektir.

İkinci dayanaklan, "Talâkın, sarhoş aleyhine geçerli sayılması, ona bir ceza olacaktır." şeklinde idi. Bu yaklaşım son derece zayıftır. Zira ona ceza olarak, verilecek had yeterli olacaktır. Yüce Allah'ın rızası, ceza için had uy­gulanmakla tahakkuk etmektedir. Şeriatta,-talâkla, eşlerin arasını ayırmak sureti ile bir cezalandırma cihetine gidildiği vârid değildir.

Üçüncü dayanaklan; "Boşama üzerine talâkın tertibi, hükümlerin se­beplerine bağlanması kabilindendir." şeklinde idi. Bu da son derece fasit ve sakattır. Zira bu yaklaşıma göre, tehdit altında veya sarhoş edici olduğunu bilmeden içen ve sarhoş olan kimsenin, delinin, cinnet geçirenin ve hatta uyu­yanın bile verdikleri talâkın geçerli olması gerekir. Sonra bunlara şu sorulsa yeridir: Sizce sarhoşun verdiği talâkın "sebeb" olduğu sabit mi ki, hüküm ona bağlansın? Asıl ihtilâf noktası da zaten burada değil midir?!

Dördüncü dayanakları: "Ashab, sarhoşu ayık hükmünde tutmuşlar ve: 'İçtiği zaman, sarhoş olur, sarhoş olduğu zaman da hezeyanda bulunur.'[798] demişlerdir." şeklindedir. Bu haber asla sahih değildir.

Ebu Muhammed İbn Hazm şöyle der: O son derece yalan bir haberdir. Allah Hz. Ali'yi ve Abdurrahman b. Avf'ı ondan münezzeh kılmıştır. İçeri­sinde bâtılhğına delâlet eden tenakuz unsurları bulunmaktadır. Zira bu ha­berde, hezeyanda bulunana had gerekliliği söz konusudur. Halbuki böyle bir had yoktur.

Beşinci dayanakları, "Talâkta kaylûle yoktur." hadisi idi. Bu da sahih değildir. Sahih olsa bile, aklı başında olan mükellefin talâkına yorulmak ge­rekir. Aklı başında olmayana yorularnaz. Bu yüzdendir ki bu hadisin kapsa­mına, delinin, cinnet getirenin ve sabinin talâkı dahil değildir.

Altıncı dayanakları "Bunağın (matuh) talâkı hariç, her talâk ca 'dir." hadisi idi. Böyle bir hadisin sahih olmaması uygundur. Sahih olsa bile, mü­kellef olan kimse hakkında olur. Üçüncü olarak da şöyle denilebilir: Aklı ba­şında olmayan sarhoş ya matuh (bunak)tur, ya da ona benzerdir. Bir grup, sarhoşun matuh olduğunu iddia etmişler ve: "Sözlükte matuh; aklı olmayan ve ne konuştuğunu bilmeyen kimsedir," demişlerdir.

Yedinci dayanakları; ashabın, sarhoşun talâkını geçerli saydıkları şek­linde idi. Doğrusu ashab, bu konuda hemfikir değillerdir. Hz. Osman'dan yukarıda naklettiğimiz haber sahih olarak bilinmektedir.

İbn Abbas'in haberine gelince, ondan sahih olarak gelmemiştir. Çünkü iki tariki vardır. Birisinde Haccâc b. Ertât, ikincisinde de İbrahim b. Ebî Yahya bulunmaktadır. İbn Ömer ve Muâviye'ye ise Hz. Osman'ın muhalefeti vardır. [799]

[791] Nisa, 4/43.

[792] Buharı, 64/11.

[793] Râvileri sikadır.

[794] Musannef, 12309. Senedi sahihtir.

[795] Bk. tbn Hazm, el-Muhallât 10/210.

[796] Râvileri sikadır. Bk. Beyhakî, 7/359; el-Muhallâ, 10/209.

[797] Râvileri sikadır. Bk. el-Muhallâ, 10/209.

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler