Fetvalar.COM

Son Eklenenler

Bağlantılar

Kurban'ın Tarihçesi

Kurbanın tarihçesi nedir? İlk Kurbanı kim kesmiştir?Kurban nasıl vacip olmuştur?

Kurban Hz.Allaha kurbiyet (yakınlık ) amacıyla belli bir zaanda belli bir hayvanı kesmek suretiyle yapılan bir ibadeettir.Kurrbanın tarihi Hz.Adem peygambere kadar dayanır.İlk kurban Hz.Ademin oğulları habil ile kabil kesmişlerdir.
Kur’an-ı Kerim’de Hâbil ile Kâbil’in Allah’a kurban adamaları olayı -biraz da detaylarıyla- anlatılmıştır. “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: “Seni öldüreceğim” dedi. O da: “Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”(…)” [ Maide 5/27-31 ]. Müfessirler’in kaydettiğine göre: Hâbil ile Kâbil’in, ikizleri olan kızlar ile çarprazlama olarak evlenmeleri emr-i ilahîsine razı olmayan Kâbil, bu taksime itiraz ederek, “Allah’a kurban adayalım; hangimizin kurbanı kabul olursa, güzel olan kızı o alacak.” demişti. [ el-Baküvî, Mir Muhammed Kerim, Keşfü’l-Hakayık an Nüketi’l-Âyâti ve’d-Dekâyık, c.1, Maide 27/307 tefsiri. Bkz.Taberî, Tarih-i Taberî Tercemesi, I, 87-90 ]. Yani Allah’a bir kurban adağında bulunalım, ve hangimizin adağı kabul edilir ise, o kazansın, demekti bu. Neticede Hâbil’in kurbanı kabul edilmiş, kendisininki reddedilmişti. Tefsirlerin verdikleri bilgilere göre, hayvancılıkla geçinen Hâbil bir koç kurban etmiş, çiftçilik yapan Kâbil ise bir deste ekin kurban etmiş idi. [ Tefsir-i Kurtubi, c. 6, s. 134 ]. Binâenaleyh insaniyet ve İslamiyet tarihinde ilk kurbanın bir “adak kurbanı” olduğu ve bunun da kökeninin Hâbil’e dayandığı bilgisi ortaya çıkmış olmaktadır denebilir. Allahü A’lem.
Udhiyye ve Hedy Kurbanı Hz. İbrahim’in Sünnetidir : Kur’an olayı şöyle anlatır: (Hz. İbrahim : ) “Ya Rabbî, salih evla tlar lütfet bana!” diye dua etti. Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik. Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım!” dedi, “ben rüyamda seni boğazlamaya giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım!” dedi, “hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik. Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık: ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir: “Selam olsun İbrâhim’e!” Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.” [ Saffat 37/100-111 ].
Kurban, Hz. İbrahim’in sünnetdir derken, buradaki sünnet, fıkh î terim olarak sünnet değil, belki sözlük manasından hareketle genel olarak “gidilen yol, işlek güzerg â h ve takip edilen şehrah” anlamındadır; kısaca buna “gelenek” de denilebilir. Daha önceki Peygamberlerin hayatlarında bir veya birkaç defa kurban kesme olayı olmuş olsa bile, İbrahim aleyhisselamın her yıl hac mevsiminde kurban kesmesi ve ümmetine kestirmesi sebebiyle, bu işin kesintisiz yapılan bir amele dönüşmesi, sürekli üzerinden gidilen din î bir ibadete inkılab etmiş olması bakımından “sünnet” haline gelmiştir. Esasen Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i kurban ettiğini gördüğü rüyayı Allah tarafından “farz” bir EMİRolarak algılamıştı ki buna teşebbüs etti. Yine hac mevsimi kurbanları da eğer haccın asıl unsurlarından birisi olmasa idi, Hz. İbrahim’den itibaren Rasulullah’a kadar uygulana gelmez idi, gelip de böyle Kur’an’a sabitlenmezdi.
Hz. İbrahim’den, oğlu Hz. İsmail’i kurban etmesinin istenmesi, hem ona olan ileri derecedeki sevgisi sebebiyle sırf bir dengeleme ameliyesi hedefinde olabileceği gibi, hem de onu kurban diye kestirme teşebbüsü neticesi ona oğlu İsmail’in –sülalesinden gelecek olan Hz. Muhammed Mustafa sebebiyle taşıdığı- kadr ü kıymeti bir baba kalbiyle daha bir derinden hissettirmek ve bir baba şefkatiyle onu derinleştirmek için de olabilir.
Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmekten kurtuluşu sebebiyle şahsen bayram etmiştir ve oğlu yerine gönderilen kurbanı kesmiştir. Allah Rasulü de, oğullarını daha küçük yaşlarda ecelin takdirine kurban vermiş, adeta onun yerine verilen Kevser sebebiyle namaz kılıp kurban kesmek suretiyle şahsen bayram etmiştir. Hz. İbrahim’e kana bağlı sulbî iki nesil lutfedilir iken, Hz. Rasulullah’a imana bağlı hakikî bir nesil-i ümmet lutfedilmiştir. Kevser’in aynı zamanda “ümmet çokluğu” manasına geliyor olması da bunun apaçık bir delili ve göstergesidir. Evet bir çocukdan olmuş, ama milyarlarca ümmeti bulmuştur.
Kur’ân-ı Kerim’de Saffât suresinde udhiyye kurbanı, ve Hac suresinde ise hedy kurbanının temelleri, Hz. İbrahim’e varıp ulaşmaktadır; ve onun bir sünneti olarak tes’îd edilegelmektedir. Resûl-i Ekrem (sav) de: “Kurban kesiniz! Zira kurban kesmek, atanız Hz. İbrahim (as)’in sünnetidir.” Buyurmuştur [ İbn-i Mâce, Edâhi, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/368; Hakim, Müstedrek, 2/422 ]. Hem hac mevsimi hacı adaylarının kestikleri hedy kurbanları, hem de hacda olmayan ekseri müslümanların kurban bayramının ilk üç günü kestikleri udhiyye kurbanları, Hz. İbrahim’in birer sünnetidir ki Kur’an-ı Kerim ve Allah Rasulü (sas) bize bunu haber vermiştir.
Hedy Kurbanının Tarihî Kökeni . Kur’an’daki şu âyet ile Hac mevsimi hedy kurbanı kesmenin Hz. İbrahim’in sünneti olduğu anlaşılmaktadır: “Biz vaktiyle İbrâhim’e Beytullahın yerini belirlediğimiz zaman: “Sakın Bana hiç bir şeyi ortak koşma ve Ben’im Mâbedimi tavaf ederken, kıyamda, rükûda veya secdede olarak ibadet edenler için tertemiz tut!” Hem bütün insanları hacca dâvet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler de bunun kendilerine sağlayacağı çeşitli faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin.” [ Hac 22/26-28 ].
Udhiyye Kurbanının Tarihî Kökeni . Kur’an’ın haber verdiği üzere, Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmeye teşebbüs etmesi ve kararlılığı anlaşılınca, bundan muaf tutularak onun yerine bir koçu kurban etmesi hadisesi de kurban bayramlarında kesilen udhiyye kurbanının tarihteki temelini teşkil etmektedir denilebilir. Çünkü erkek çocukları öldüğü için “soyu kesik” ithamına maruz kalan Allah Rasulü’ne (sas) Kevser verilerek şükür için namaz kılıp (veya bayram namazı kılıp) kurban kesmesi emri geldiği gibi, “****** devam ettirecek oğlunu kesmeye teşebbüsü” heng â mında kat’ î kararlılığı ortaya çıkan Hz. İbrahim’e de oğlu bağışlanarak yerine kurbanlık koç gönderilip onu kurban etmesi emrinin verilmesi.. bu iki hadise birbirine ayniyete yakın bir misliyette uymaktadır ve dolayısı ile denilebilir ki Kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı, köken itibariyle sözkonusu hadiseye dayanıyor olabilir.
Peygambermiz (sas): “Uhdiyye kurbanı kesiniz, çünkü o atanız İbrahim’in sünnetidir.” [ İbn-i Mace, Edahi, 3 ] buyurarak bu gerçeği açık-seçik olarak ifade etmiştir.
Yine ayrıca, Hz. Rasulullah’ın kurban kesme duasında da sözkonusu gerçek ikrar edilmiştir: “Allahım, bu (kurban) sendendir. Senin rızan için kesiyorum. Halil İbrahim’den oğlu İsmail’e feda olarak koç kurbanını kabul ettiğin gibi bunu da benden kabul eyle. Namazım senin içindir, kurbanım, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içinndir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım.” [ Ebu Davud, Edahi 4; Tirmizi, Deavât 878 ]. Bu duadan anlaşılıyor ki:
Udhiyye denilen Kurban bayramı kurbanı, Hz. İbrahim’in sünneti (geleneği)dir; oğlu İsmail’in yerine koç kurban etmesine dayanır.
Udhiyye kurbanı, kesen kişi için de adeta kendi nefsi yerine sembolik olarak kesilmektedir ve sanki kendi canını Allah için kurban etmiş gibi bir mana ifade etmektedir. Tıpkı bu kurbanım gibi, yani bir dakika önce canlı, bir dakika sonra ölü olan kurbanım gibi, ben de hem hayatım, hem de ölümüm itibariyle hep sana aitim. Hayata senden geldiğim gibi, ölüm sonrası da yine sana gidiyorum, demektir.
İslam’da kurban ibadetinin doğuşu ve yerleşmesinin tarihçesi . “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allahın kendilerine erzak olarak verdiği hayvanları keserken Allahın adını ansınlar…” [ Hac 22/34 ] âyeti de bunun daha sonra bütün ümmetlere şamil bir ibadet olduğunu bildirmektedir. İslam’da da kurban ibadetinin Kur’an’daki temelinden birisi bu âyet-i kerimedir.
Kurban bayramı, Mekke’de nâzil olan Kevser suresindeki “Biz gerçekten sana kevseri verdik. Sen de (bu büyük nimete şükür sadedinde) Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” [ Kevser 108/2-3 ] emr-i İlahîsince yalnızca kendisine farz kılınmış olarak kuşluk namazı (veya şükür namazı) kılmaya ve kurban kesmeye başlayan Rasulullah (sas) tarafından ilk defa hicretten sonra Medine’de Allah’ın emri doğrultusunda kavlî ve fiilî sünnetiyle bütün mü’minlere bayram olarak teşrî’ buyrulmuş [ Ebu Davud, Edâhî 1; Nesâi, Dahâya 2; Muvatta, Tahâret 113; Ahmed b. Hanbel, 2/169 ] ve bugünlerde bayram namazı kılmak ve kurban kesmek vacip kılınmıştır [ Yazır, Hak Dini, 9/61197-6201 ].
Peygamberimiz Mekke’de iken kendisine farz kılınmış olarak kurban kesmeye başlamış idi. İbn-i Abbas şöyle demiştir: “Rasulullah’ın şöyle dediğini işittim: “Üç şey vardır ki bana farzdır, sizin için ise nafiledir; Vitr namazı, kurban kesmek ve kuşluk namazı.” [ Nasbu’r-Râye, 4/206 (, Ahmed b. Hanbel, Hâkim ve Dârekudnî) ] Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadiste de: “Ben kurban kesmekle emrolundum; fakat bu, sizin için bir sünnettir.” denilmiştir. Kuşluk namazı kılmak ve kurban kesmek, Rasulullah’a Mekke’de Kevser Suresinin inmesiyle birlikte farz kılınmıştı.
Kevser suresindeki “fe salli li Rabbike ve’nhar” (108/2) âyetinde geçen “ve’nhar!” (boğazla!) emr-i ilahîsinde mef’ûl mücmel bırakıldığından dolayı, bu ayetten şu manalar anlaşılabilir:
• “Nahr denen ibadeti de yap!”,
• “Rabbin için boğazlanmak şanından olan hayvanlardan kurban kes!”,
• “Nahr/Kurban bayramı yap!” Bütün bu manaların hepsi Allah için kurban kesmek manasına nahr fiilinde hülasa edilebilir.
• Mukatil (rahimehulla), sözkonusu ayete şöyle mana vermiştir: “Ey Muhammed! Sen Rabbin için beş vakit namazı kıl, Kurban bayramı günü kurban kes!”
• Bazı alimler ise: “Bayram namazını kıl ve (Mina’da) deve kurban eyle!” manasında anlamışlardır.
• Kimi ulema da şöyle meal vermişlerdir: “Sen kurbanını boğazlamak için elini tekbir ile kaldır, keserken de kıbleye dön!”
• Beri taraftan nahr ve zebh (boğazlamak ve kesmek), mutlaka kurban için olmak lazım gelmeyip mücerred etini yemek veya satmak için de kullanılabilir; ancak kurban bayramının üç gününe nahr günleri denilmesi yaygın olduğundan bulunduğundan ve burada kelâmın akışı, şükür ve ibadet manası üzerinde olduğundan dolayı, “Ve’nhar!”da kurban manası açıkça görülmektedir. Bu sebeple ayetten “Namaz kıl, kurban kes de kurban bayramı yap!” manası da anlaşılabilir ki bazı müfessirler ayetteki namazdan maksadın bayram namazı, nahrdan muradın da kurban bayramında kesilen kurbanlıklar olduğunu belirtmişlerdir. [ Yazır, Hak Dini, 9/6198 ] Binâenaleyh “Ve’nhar!” ifadesinin, Allah Rasulü’nün zâtında bütün mü’minlere kurban bayramını kutlamayı emretmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. [ Yazır, Hak Dini, 9/6203, 6213; Geylânî, Gunyetü’t-Tâibîn, s.342 ].
Peygamberimiz Medine’ye hicretin ikinci senesinde ümmetine kurban bayramı ile birlikte bayram namazı kılıp kurban kesmeyi vacip kılmıştır. Bu da hacıların Arafat’a çıktıkları günle –ki Arafe günüdür- başlamış, sonra hedy kurbanı kestikleri müteakip üç gün ve ziyaret tavafı yapabildikleri dördüncü gün ile nihayet bulmuştur. Kurban bayramının başlaması ile uhdhiyye kurbanı da kesilmeye başlanmış oldu. Malum olduğu üzere: Rasulullah (sas) hicretle Medine’ye geldiğinde Medinelilerin iki bayram günü vardı. O günlerde oynayıp eğlenirlerdi. “Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?” diye sordu. “Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!” dediler. Aleyhisselatü vesselam: “Allah Teala, kutlamakta olduğunuz bu iki gününüze karşılık olarak size onlardan daha hayırlı diğer iki gün lutfetti: yevm-i edhâ (Kurban bayramı) ve yevm-i fıtr (Ramazan bayramı).” [ Ebu Davut, Salât 239, 245; Nesai, Iydeyn 1; Ahmed, 3/103, 178 ].
Kevser kendisine verildiğinden ötürü Rasulullah’ın kıldığı şükür namazı ve kestiği şükür kurbanı, Medine’ye hicretinden sonra, bütün ümmete açılan bir küllî nimete dönüşmüş ve şükür namazı bayram namazına inkılab etmiş, şükür kurbanı da bayram kurbanına dönüşmüştür. Şahsına farz olan bu iki ibadet, ümmetine vacip kılınmıştır. Demek ki Kurban bayramının ruhunda bir şükür duygusu, şükraniyet hissi mevcut bulunmaktadır.
Hz. İbrahim ve İsmail’in bir sünneti olan Kurban ibadetini sadece hacdakiler için değil, yeryüzündeki bütün mü’minler için bir bayrama dönüştüren Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed’in (sav), ataları içinde en çok Hz. İbrahim’e benzemesi ve Hz. İsmail’in soyundan gelmiş olması durumu [ Buhari, 3/227; Zemahşerî, el-Keşşaf, 4/56 ] ise bağrında daha nice kaderî hikmetleri barındırmaktadır, gayet manidardır, muhteşem bir tevafuk ve harikülade bir tetâbuktur.
Ve… Kurban ibadeti Allah’ın şeâirinden biri olmuştur. “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da size Allah’ın şeâirinden kıldık!” [ Hac, 22/36 ] â yeti, insanlığın dinler tarihinde netice itibariyle ulaştığı en son ve en yüce mevkiyi doğrudan Allah’ın kelamıyla ortaya koymuştur: Kurbanlıklar, hürmete layık saygın birer varlıktırlar, dinin birer sembolüdürler artık…
Ve… Kurban ibadetinin icra edildiği gün, senenin en kıymetli gündüzü olmuştur. Peygamber Efendimiz: “Allah katında günlerin en büyüğü (ulusu) kurban bayramının birinci ve ikinci günüdür.” [ Suyuti, Câmiu’s-Sağîr, 2/3 ] buyurmuştur. Bir başka hadisinde ise “Allah katında günlerin en büyüğü yevm-i nahrdır (kurbanın birinci günü: Zilhicce 10); bunu fazilette yevm-i nefr takip eder (kurbanın ikinci günü: Zilhicce’nin 11).” buyurmuştur [ Ebu Davud, Menâsik 19 ]. Yevm-i nahr, yani kurban kesim günü demektir ki, senenin en faziletli günü oluşunun altında yatan sebep “nahr” (kurban kesme) kelimesinde dürülmüştür.
Kurban’ın ilk günü neden en faziletli gündür? Çünkü Allah’ın en çok sevdiği amel o gün işlenir. Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuşlardır: “Allah’a, (kurban olarak) kan akıtmaktan daha sevgili bir amel yoktur ve o (kurban), kıyamet günü gelecektir.” [ Neylü’l-Evtar, 5/108. Bkz. Zuhayli, Fıkıh Ansiklopedisi, 4/393 ]. Bir başka hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır: “Ademoğlu Kurban Bayramı gününde kan akıtmaktan daha se­vimli bir iş ile Yüce Allah’a yaklaşabilmiş değildir. Kurban olarak kanını akıttığı hayvan kıyamet günü boynuzları, ayakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden önce Yüce Allah katında yüksek bir ma­kama erişir. O bakımdan gönül hoşnutluğu ile kurbanınızı kesi­niz.” [ İbn-i Mace, Edahi 3; Tirmizi, Edahi 1 ].

Yorumlar (0)
Yorumlarınızı asagidan yazabilirsiniz. Yeni soru sormak icin ise buraya tikla


Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler